10 Temmuz 2012 Salı

Home Home Sweet Home


Vatan millet sakarya ideolojisinden hareketle giriştiğimiz bir macera olarak Eskişehir seferi de sona erdi. Artık, doğup büyüdüğüm ve şimdilerde gereksiz yere ayrıldığımı düşündüğüm şehrime geri döndüm.

Son 2 haftayı, iyi bir pozisyonda yüksek sayılabilecek bir gelirle ve rahat içinde çalışırken neden işi bıraktığımı insanlara anlatmakla geçiriyorum. Sadece maddiyat odaklı yaşayanlar için ruhunda birşeyleri başarma heyecanı ve tutkusu olanları anlamak çok zor. Zaten artık, onların anlayabileceği şekilde detaylarla geçiştiriyorum bu konuyu.

Macaristan'dayken ve döndükten sonra yaşadığım psikolojinin çok benzerini yaşıyorum. Adeta dejavu. Ama ben hiç mecbur olduğu için birşeyler yapan biri olmadım ki şimdi de sırf para kazanmak ve rahat için risk almaktan kaçınayım. Kağıt üstünde oldukça mantıksız görünebilir tekrar İstanbul'a gelmek ama yıllardır uğraştığım birşey için bence büyük bir fırsat yakaladım. Denemezsem gözüm açık giderdi.

Geçen iki yılın ise bende önemli bir hayal kırıklığı yarattığını da itiraf etmek zorundayım. Gerçekten ciddi bir fedakarlık yaparak ama samimiyetle hizmet edebileceğime inandığım için devlete geçmiştim. Elimden geleni de yapmaya gayret gösterdim. Yaptıklarımın fark yaratmasını ve değer üretmeyi çok istemiştim. Yalnız, hiç birşeyin yapılmaması ya da yapmak isteyenlerin engellenmesi üzerine inşaa edilmiş bir sistemde benim gibiler çok fazla yaşam alanı bulamazlardı. Bende de yılmaz bir irade ve inat yok. Belli miktar sabır ve direnç gösterdim. Elimden gelen buydu. Tanıdığım önemli insanlar ya da bağlantılarım olmadığından kimsenin beni umursadığı da yoktu.

Neticede tilki misali dönüp dolaşıp aynı yerdeyiz. Ne diyoruz peki?

Yaşasın moda, yaşasın moda perakendesi...

4 yorum:

plasebo dedi ki...

tebrik ediyorum, yaşadığını hissetmek için böyle şeylere ihtiyaç var bence.
insanların hiç utanıp sıkılmadan "yatarak para kazanma" arzularını anlatmalarını anlamakta gerçekten zorlanıyorum. herkes devlet işi olsun, oturalım çay içelim, gelsin maaş derdinde. üstelik bu bir meziyetmişcesine anlatılıyor, böyle bir iş peşinde koşmamız dikte ediliyor.

Güllerevurgunum dedi ki...

yaşadığını hissetmek için böyle şeylere ihtiyaç var bence

Bu yorumdan öte söze hacet yok:)

oturaklı uçarı dedi ki...

Haha!

Eskişehir'den kaçma fırsatı varken;
bütün dağdağasına, kaosuna, magandaları ve apaçileri, tikileri ve sefillerine rağmen çirkinleştirmeyi beceremedikleri İstanbul gibi bir güzelliğe; para, mevki ve kazanma hırsı nedir ki?

Tabii bu benim için böyle.


Gel gör ne yazık ben bu ruhsuz, köhne şehirde ruhumu çürümeye terkedilmiş buldum. Kurtaramıyorum!!!

Herkesin bir yazgısı var ya. Doğup büyüdüğüm yerde çürümek belki de benim yazgım.

Her şeyin eskisini sevdim. İnsanın, eşyanın, tabiatın ama bu eskimiş şehiri bir türlü sevmeyi beceremiyorum.

Senelerdir açmadığım bir blog sayfasına yeniden rastlayıp da ortak bir paydamız olduğunu görünce (Eskişehir bile olsa) yorum yazma ihtiyacı hissettim.

Nam-ı diğer Naber Lan Dünya, yaklaşık dört senedir Oturaklı Uçarı'dan hatırlanmak dileğiyle.....

Güllerevurgunum dedi ki...

Sanırım benzer şeyler hissettiriyor İstanbul birçoğumuza. En azından bloggerlara:)

Aramızdaki fark ben İstanbul'u seviyorum da insanları ile aram ii değil :(