10 Eylül 2008 Çarşamba

Anı Yaşa ...


Yaa bu uzun uzadıya plan program yapma, hedef belirleme vb. ameliyeleri artık bırakıyorum. Yeni felsefem SEIZE THE MOMENT ! (anı yaşa!) Bakıyorum, hayat çok değişken. Stabilzasyon yapıcam derken ömür geçiyor. Zaten benim kaderimi çizen o uğursuz ÖYS sınavından beride ne plan yaparsam yapayım alakasız noktalarda iş bitiyor. Kendimi hırpalayıp moral bozmayacağım artık.

Hayal kırıklıklarımı geride bırakıyorum ve önüme bakıcam. Neticede, (felsefe yapacak olursam) varlık sebebimizin kendi isteklerimizi yapmak değil Yaradanın isteklerini yapmak diye düşünüyorum. Tabii, bu yorumu ramazan atmosferinden etkilenerek mi yapıyorum tam emin değilim ama sonuçta böyle olduğunu düşünmek rahatlatıyor beni. Bazı şeylerin elimde olmadığına inanmak ve herşeyi kontrol etmeyi bırakmak ruhumu ve zihnimi ızdıraplardan kurtarır diye umuyorum.

Peki yeni dönemde ne yapacağım?

Valla hiç bir planım yok aslında. İlk aklıma gelen birkaç şey;

İtalyanca ya kaldığım yerden devam ederim...

Briç sezonu da açılıyor çok şükür...Turnuvalara katılırım...

Daha çok sinemeya gidip elimde birikitirdiğim filmleri izleyeceğim...Hatta LOST u gündemime bile alabilirim...Esaretin bedeli ve Forest gump ı 83 kere daha izlicem...

Tarih ve sosyoloji kitapları almaya devam edeceğim...Kafa beyni kalmayana kadar okuyup sonra da okuduklarımı unutacağım...

Canımın istemediği halde arkadaşlarla takılmayı bırakacağım. Sırf insanların kendilerini daha iyi hissetmesi için zevk almadığım konuşmaları bırakıyorum...Sadece iyi geyik yaptığım insanlarla takılıcam...

Londra'ya, Dubai'ye ve Prag'a gitmek için kendime yol arkadaşı bulmaya çalışacağım...

Daha çok tefekkür ve tasavvufa yöneleceğim...Belki de insan-ı kamil bile olurum...

CNBC-e de ki yeni dizilere bakıcam...How I met your mother ile ilgili facebook'a yorumlar yapıcam...Heroes ile ilgili gerizekalı testleri yapıp hangi hero olduğumu keşfedicem...Prison Break'teki adamların kaçış planlarına hayran olucam...Terminator, Battle Star Galactica gibi gerzek bilim kurguların saatlerinde nefret cnbce yi kapatacam...

Lig keyifli olursa LİG TV ye abone olucam...FB forması ile maçları izlicem...

Daha az Football Manager oynayacam...

Fitness'a gitsem mi diye düşünüp sonra tekrar vazgeçicem...Arkadaşların halı saha maçı organizasyonlarına iştirak edecem hatta ben organizasyon yapıcam...

Sürekli işimi değiştirmeye çalışıcam ve daha çok para veren yere geçicem...

Bütün bunları yaparken de aşık olabileceğim birini bulmayı hayal edeceğim...

8 Eylül 2008 Pazartesi

Driving Force


Görmemişler gibi İngilizce bir başlık atayım dedim. Bugün içimden öyle geldi. Gerçi aklıma bu başlığa tekabül eden türkçe kelime de gelmedi. İtiraf ediyorum. Her neyse ...

Bütün insanların kendilerini hayata bağlayan hayalleri, hedefleri ve beklentileri vardır diye tahmin ediyorum. İşte bu üçünün birleşiminden de hayatın "driving force" u ortaya çıkar. Yani, hayatını nasıl yaşamak istediğin, nasıl yaşayacağın ve nasıl yaşadığını bu 3 etmen belirler. Tabii, ben durup dururken yine klasman ve maddileştirdim hadiseyi ama iş bu kadarda basit değil maalesef.

Bir de driving force u olmayan hayatlar vardır. Bu hayatların değeri ve anlamı ne kendileri için ne de etraflarındakiler için yoktu. İşte benim hayatım şu an itibari ile bu driving force u olmayan hayatlara doğru evrimleşiyor. Hayal ve hedef kalmadı. Sadece bir kaç beklentim var. Onlarda olmazsa tam anlamıyla tüm yüklerimden kurtulacam sanıyorum.

...NO DRIVING FORCE, NO PAIN...

1 Eylül 2008 Pazartesi

Büyük Hayallerin Küçük İnsanı


Benim kronikleşen deprosyonum ve süreklilik arzeden kötümserliğimin nedenini düşünürken bugün bir fikir geldi aklıma.

Ben hiç elindekileri ile yetinmeyi sevmeyen biriyim. Maddi anlamda sahip olduğum şeylerle ilgili değil bu tespitim. Maddiyatın geçici olduğunun ve tatmininin süreklilik arz etmediğinin bilincindeyim çok şükür. Kaldıki maddi olarak hayalini kurduğum çok birşey de yok.

Benim tatminsizliğim daha subjektif konularda. Bunların en başında da kariyer beklentilerim geliyor. Hayatımdaki tüm hayal kırıklıkları da, bununla ilgili konulardaydı aslında. Öğrenciyken, kendimi sürekli geliştiren rakibi olduğum kişilerin sürekli önüne geçmeyi başarabilen biriydim.

Taâki ÖYS sınavına kadar...Türkiye'nin en iyi liselerinden birine girebilmiş annesi babası eğitimli olmayan nadir kişilerde biriydim. Buna rağmen can alıcı rekabet ortamında dahi kendimi kanıtlayabilmiştim. Belki en iyi değildim ama fırsat eşitsizliğine rağmen durumum tatmin ediciydi benim için. Bu durum benim büyük hayaller kurmamı sağladı. Türkiye derecesi yapabileceğime, burslar kazanabileceğime ve etrafımda hiç kimsenin sahip olmadığı imkânlara sahip olabileceğime inanmıştım. Bunu yapabilecek gibiydim de. Ama ne olduysa o lanet olası gün birşeyler ters gitti. İstediklerim olmadı. O gün bu gündürde hep hayatımın eğimi aşağıya doğru. Giderek hayat enerjim, hayallerim ve enerjim tükeniyor.

Çalıştığım sektör tam olarak istediğim şeylerin tam tersini ihtiva eden bir sektör. Ne zeki, ne kaliteli ne de dürüst insanları bu sektörde bulabiliyorsun. Sadece birini bulursam şükredip oturucam. Ama en kötüsü bu değil, doğru dürüst performansa dayalı bir kariyer planı yapamıyorum. Öngürülebilirlik sıfırın altında. Herşey anlık olarak değişiyor ve ahbap çavuş ilişkisi ayyuka çıkmış halde. Her sektörde az ya da çok olabilecek şeyler ama ben bu konuda çok romantiğim ve bu tür tarife dışı rekabete maruz kalınca demoralize oluyorum.

Büyük şeyleri hayal etmek benim asılproblemim. Bu artık benim için bir alışkanlık. Kapasitemi zorlasam belki bazı şeyleri edebilirim ama kasmama değecek mi çoğu şey bundan emin değilim? Zira, tarife dışı engellemeler ve fırsat eşitsizliği nedeniyle istediğim şeylerin ederinden fazlasını kasmam gerekiyor.

Tabii birde, küçüklükten beri içimdeki anarşistlik var. Büyük lidere karşı olan hayranlığım ve onlar gibi büyük hedefleri olan birine dönüşemem içimde büyük bir hicran ve hatta acı. İnsanlığa hizmet etmek gibi bir ülküm olması gerekirken karnımı doyurabilmekten başka şey düşenemeyen birine dönüştüm. Hiçte idealist değilim :-(


19 Ağustos 2008 Salı

Bahtsız Bedewinin Yaz Tatili


Paramparça olan tatil hayallerim var. Bu sene nedendir bilinmez bir bedewilik var üstümde. Hangi tatil fırsatı çıksa karşıma bir aksilik oluyor.

Birkaç ay evvel doğu anadolu ve suriye yi kapsayacak bir araba gezesi yaptı arkadaşlarım ve bende katılacaktım ama bir iş nedeniyle katılamadım. Halbûki, metafizik gerilimimi arttırmak adına önemli bir seyahat olacaktı. Sonuç: Ayrıca seyahati düzenleyen arkadaşım ve diğer katılanların kalitelerinden yararlanmak nasip olacaktı ama olmadı...

Sonra Prag'a gidelim dedik. Zar zor bir ekip kurduk ama bu seferde turlarda yer kalmamış. Bunun da nedeni sürekli birilerinin beni satması yüzünden geç kalmış olmamız. Alınacak ders: Türklerle cennete bile gidilmez !...

En son olarakta geçen hafta sonu araba ile Yunanistan'a geçecektik. Bunda da arkadaşımın planları son anda işi nedeni ile değişti ve bana uymaz bir hale geldi. Neymiş: Hayali bile güzeldi ...

Birbirinden 3 farklı grupla yaptığım organizasyon girişimlerinin tamamında hüsrana uğramak bedewilikten başka nedir ki???

14 Ağustos 2008 Perşembe

Büyük Amaçların Küçük İnsanı


İnsanın kendisini hayata bağlayan şeylere ne kadar çok ihtiyacı varmış. Öle koca koca laflar edecek değilim. Büyük ideolojilerinde peşinden de gidecek değilim. Ben bir Gandhi, Lenin ya da Mandela değilim. Mussolini, Franco ve Hitler olmaktanda Allah'a sığınırım. Ama hiç olmazsa yüreğimi ortaya koyabileceğimden ve kendimden birşeyler katabileceğim küçücükte olsan bir idealin parçası olabilsem ne olurdu acaba?


Hep bir şeylere ait olmak istemek ama hiçbir şeyin parçası olamamak !


Beni ben yapan olay bu vahim durum. Dün bir filmde geçen koskocaman bir laf vardı :


There is no destination in life, life itself is a journey.


Benim seyehatimde aynı böyle. Sonu olmayan öylesine bir seyahat.

Fakirliğin Göz Kör Olsun




Küçülüğümde, büyük ekonomik sıkıntılarımız
vardır. Çok küçük bir bütçemiz ve sürekli dalgalanan bir aile ekonomimiz ile geçinmeye çalışırdık. Babamın haftalık olarak aldığı ücretle masraflarımızı karşılar ve her hafta o zamanlar daha yeni yeni açılmaya başlayan süpermarketlerden birine giderdik ve erzağımızı alırdık.

Sanırım 7-8 yaşlarında iken yine bir gün market alışverişini yaptıktan sonra kasaya geldik ve aldıklarımızı poşete doldurmaya başladık. Annem de parayı ödemek için cüzdanını açtı ama paramız aldıklarımız için yeterli değildi. Annem çok utanmıştı. Ben ve kardeşim ise ne olduğunu anlayamamıştık ama annem bize elimizdeki bazı şeyleri bırakmamızı söyledi. Bizde bazı şeyleri ayırarak paramızın yettiğine göre ayarladık. O gün ben mevuzuyu anlayacak yaşta değildim ama annemin üzüntüsünü hiç unutamam.
Bu olay benim çocukluğuma dair hiç unutmadığım hadiselerden biridir. Neden unutmadığımı da çok analiz etmedim aslında. Ama bugün ev için bir şeyler almaya markete gittiğimde önümdeki bir bayanında başına annemin o gün başına gelene benzer bir durum geldi. Hâli vakti çok yerinde olmadığı izlenimi veren bir hanım önümde birşeyler almıştı ama parası çıkışmadı. Aldığı üzümü ve makarnayı bırakmak zorunda kaldı. 3-4 ytl lik birşeydi sanıyorum. Benim aklıma hemen yine o gün geldi. Annemin de parası yetmemişti ve ihtiyacı olan 10bin TL idi. Hani Mimar Sinan resimli olan yeşil paralardan...Zaten birtek o para ile 1000 TL li Fatih Sultan Mehmet'in resmi olan mavi renkli parayı hatırlarım eskilerden. 1000 TL de çok değerli bir paraydı bizim için. Çünkü 1000TL ile 1 kg kıyma alıp köfte yapardı annem. Nerden mi hatırlıyorum? Çünkü kıymayı almaya ben giderdim ve her zaman "az yağlı köftelik kıyma" diye özellikle tembihlenirdim.
Bu gün önümdeki hanıma yardım etmek istedim. Onun eksiği olan birkaç YTL yi verebilirdim. Ama nasıl bir tepki vereceğini bilemediğimden ürktüm. Yanlış anlaşılmaktan korktum açıkçası. Kim nerden bilecek ki benim annemin bu tür bir macerası olduğunu ve bu kadının düştüğü durumu az çok anlayabildiğimi?

Fakirlikten ve parasızlıktan nefret ediyorum. Zengin olmak ve mal hırsım. Allah hazinelerini kime vereceğini bilir ve beni mal mülk ile imtihan etsin istemem. Zaten yeterince imtihan konum var.Ama temel ihtiyaçlarını almak için bile zorlanan insanlara şahit oldukça içimden parçalar kopuyor. Benim hayatımın çooook uzun bir bölümü bu tür mücadelenin içinde geçti. Çocukken hiç birşey hissetmiyordum ama büyüdükçe bazı şeylerin farkına varıyor olmak acı vericiydi. Ondan dolayı eski Türk filimlerindeki "fakir ama mutlu" edebiyatına da acayip uyuz olurum. İnsan hem fakir hem de mutlu olamaz. Tabii zenginlikte mutluluk getirmez ama fakirlik kesinlikle mutsuzluk getiriyor.

Belki de en sevdiğim Türk büyükleri bundan dolayı hep Fatih Sultan Mehmet ve Mimar Sinan olacaklar .

9 Ağustos 2008 Cumartesi

112 ACİL



Bugün hayatımdaki en feci kazaya şahit oldum. Bir araba gözümün önünde takla attı ve metrelerce sürüklendi. Araba niyayet durduğunda sürücü elini kolunu sallayarak ters dönen arabadan dışarı çıktı ama araba alev almaya başlamıştı. Neyse ki; etraftaki esnaf yangın söndürücülerle müdehale etti ve sorun olmadı.


Tabii, ben derhal 112 ACİL servisi aradım. Hayatımda ilk kez aramak zorunda kaldığım acil servisi bir robot cevapladı ve bana konuşmalarımın kayıt edileceğine dair uyarıda bulundu. Bu yaklaşık 30 sn sürdü. Daha sonra beni bir yere bağladı 5 sn de. Bir telefon çalmaya başladı ama 30-40 sn boyunca kimse cevaplamadı. En az 1 dk süren bu aramam sonucunda kimseye ulaşamadım. Peki, bu durumda aradığım "ACİL" numara gerçekten ne kadar acil??? Ya ölüm ile kalım arasında ki süre 1 dk olsaydı??? Ya o süre içinde yetişebilecek ambülansa ihtiyacım olsaydı?


Zaten insanın hayatı pamuk ipliğine bağlıyken, kendini üst sınıf ülkeler ligine konuşlamaya çalışan yurdumda bu yaşadığımda ne oluyor? Ben niye bu devlete vergi veriyorum? Niye kimse bu ülkede işini yapmıyor? Niye hiç birşeye denetim yok?


Ben cidden burada yaşamak istemiyorum artık !!!