
Evde yine tek başına oturmuş açlığımı bastırma derdindeyim. Canımın hiç birşey hazırlamak istemediği günlerden biri ve en kolayından zeytin ekmekle öğünü geçiştiriyorum. Çay koymak bile içimden gelmiyor.
Bu kadar düşük profilli bir hayat standardına sahip olunca da "benim burada ne işim var?" sorusu kafamı kemirip duruyor. Hiç kimsenin beni tanımadığı benim de kimseyi tanımadığım bir şehre ait olmaya çalışmak oldukça beyhude bir gayret gibi görünüyor artık bana.
Diğer yandan da hayatım tamamen bir yerlere, bir şeylere, birilerine ait olmaya çalışmakla geçti. Hep içimde aidiyete dair boşluk vardı. Ülke değiştirdim, iş değiştirdim, şehirler değiştirdim ama ben neredeysem o boşluk da oradaydı. Sanırım artık 30 yıllık bu arayışımın sonuçsuz kaldığını kabul etmem gerekiyor. Çünkü değiştirebileceğim ve kendimi ait hissedeceğim bir yer ve şey arayacak dermanım kalmadı.
Önce, Çerkezlikten gelen etrafımda ki baskın kültüre ait olmaya çalışma çabası akim kaldım. Sonra nefret etttiğim ama para kazanabildiğim işime ait olmakta başarısızdım. Aileme ait olmaya çalıştım ama onlarla bile duygu, düşünce ve beklentilerimde fersahlarca fark vardı. Her nefes alamaz olduğumda leylek misali oradan oraya göçmeyi denedim. Ama o da bu derde çare değil. Canım artık birşey yapmak istemiyor. Ne okumak, ne çalışmak, ne gezmek...Hepsi birer angarya. Mecbur olmasam yemek yemem hatta nefes bile almam.





