19 Ağustos 2010 Perşembe

"Ben" Olmanın Dayanılmaz Zorluğu Üzerine Yeni 1 Yazı


Bu aralar yine kendimle başbaşayım. Bir hezeyana kapılmış gidiyorum. Hani o birbirine benzeyen günlerim vardı ya. Onlar geri geldiler. Bir işe yaramayan ve bir işe yaramadığımı hissettiren o günler.


Bir şekilde rutine saplanıp kalmayı başarıyorum. Bazen rutini sevdiğimi söyleyerek kendimi avutuyorum bazen kendi çapımda radikallikler yaparak rutinimi kırıyorum ama sonuçta dönüp dolaşıp "ben" olmanın o lanet hantallığına geliyor ve yapışıyorum.


Sürekli kendimle bir derdim var. Adını koyamıyorum ama var. Birçok kişi sorunu etrafında arar ve suçu başkasına atarken benim hayatımda ki yegâne suçlu bizatihi kendim. Bir şekilde kendimi "ben" olmaya mahkum ediyorum. "Ben"i değişterecek şeyleri ararken ömrümün 29 yılı geçmişken, muhtemelen hiç bir zaman o şeyleri bulamayacağıma dair kendimi ikna sürecine girdim artık. Bulamayacağım zira, ben ne aradığımı bilmiyorum. Aradığım şeyin ne olduğunu bilmediğimden belki de zaten bulmuş ve hatta kayıp etmiş olduğumu da bilmiyorum.


Saçma sapan bir döngü bu. Kuyruğunu kovalayan kafesteki fare gibiyim....

2 yorum:

hazra dedi ki...

ilim, ilim bilmektir.
ilim "kendini" bilmektir.
Sen "kendini" bilmezsen,
bu nice okumaktır!

eskici dedi ki...

Aradığın şeyleri bulmakla ilgili sabırsızlığın var bence:) aradıklarını da sanırım üçüncü 10'u dördüncü 10'a bağlayan yıllarda bulacaksın ve tabii sabırlı olmayı öğreneceksin. Bende öyle olmuştu:)