27 Eylül 2008 Cumartesi

Brahman, Krişna, Meditasyon... Hikmet arayanlara...


Hayatımdaki çok nadir dostlarımdan birine gelen mektubu burada yayınlama ihtiyacı hissettim. Gerek duydukça bakabilmek için.

... Uzun zamandır büyüklerine gerekli ilgiyi göstermeyen, bu sebeple aramaya sormaya ya da iki satır yazmaya yüzü olmayan Ufuk’un yerine ben (Andon) bir şeyler yazayım istedim. Böylelikle hem geçmiş bayramınızı kutlayayım, hem de sizlere ünlü Hint destanı Bagavad Gita’dan hikmetli bilgiler aktararak faydalı olayım istedim.

Bagavad Gita günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce ortaya çıkan ve ozan Vyasa tarafından söylendiği düşünülen ünlü Hint destanı Mahabarata’nın içinde yer alan bir bölümdür. Bagavad Gita’nin evrenselliği, iletisini belli bir inancın, sınıfın ya da cinsin egemenliğine sokmadan, çok geniş anlamda sunabilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu iletiyi kavrayabilmek için belli bir inanç sistemine bağlı olmak gerekmez, çünkü “Brahman”, dinler ve tanrılarüstü bir kavramdır... Lafı fazla uzatmayayım, Hint felsefesinin bu güzelliklerinden – kendi ifadelerim ile olacak ama – size aktarayım;

“Yaratıcı, insanların düşündükleri şekildedir, herkese anlayışınca ulaşır. İnsanlar ihtiyaçlarını Yaratıcı’dan isterler ve alırlar. Din denilen kavram insanlara iyiyi anlatmaktır. İyinin yanı sıra, insanların kötülüklerinin, günahlarının da bir anlamı vardır. Eğer insan ümit kesmez ise, Yaratıcı zaten bu günahları affedecektir. İnsanların değerlendirilmesinde, dış görünüşleri değil, duygu, düşünce ve yaptıkları işler önemlidir. Yaptıkları işlerde de, o işi, ne düşünerek yaptıkları önemlidir. Yumuşaklıkla yapması da önemlidir. Bu yolu takip eden insan yumuşaklılığıyla, insanlığıyla ayırt edilebilir. Sertliği sadece kendisine karşıdır. Diğer insanlarla ilişkisi Yaratıcıyla da ilişkisidir aynı zamanda. İnsanlarla arasını bozmaz. Ve dahi başkalarının aralarındaki anlaşmazlıkları da giderir. Tanıdığı tanımadığı herkese dost olduğunu gösterir. Kendi için istediklerini sevdikleri için de ister. O sevdikleri ile birlikteliği de süreklidir zaten. Sevdiklerine engel olabilecek şeyleri, onların önünden kaldırır hep. Sevdiklerini hatırlar, mutlu eder. Sevdikleriyle münakaşaya girmez. Kimseye yalan söylemez. Konuştuğu zaman iyilik için konuşur, yoksa konuşmak gereksizdir onun için. En yakın çevresinden başlayarak insanların gönlünü yapar, annesi, babası ve hatta komşuları çok önemlidir. Hasta olanlara ilgisi yine inanışının gereğidir. Diğer yandan hastalık da Yaratıcı’nın bir lütfudur. İlime büyük değer verir. Fakat en büyük ilim sahibi bile, en büyük tevazu sahibi de olarak, önünde ayağa bile kalkılmasını istemez. Bu güzel insan modeli, dişlerin temizliğinden, saçların taranmasına kadar kusursuzdur. Doğaya karşı da, diğer varlıklara karşı da kusursuzdur., Sokaktakine, evdekine, hatta yemek için keseceği hayvana bile.. İbadete gelince.. Her yer ibadet yeridir insan için. Ama o ibadet bile, insan sevgisinden kopuk değildir.Zaten bilge kişinin dediği gibi, Rahmet için gelmiş bir inanıştan başka ne beklenir. Çoğu zaman insanlar arasında bu söylenilenlerin uygulanması zor gözükse de bir tohum dikerek bile bir çok şey kazanılabileceğini insanlara anlatmak gerek.. Ne demişti bilge zat: "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın ve müjdeleyin." Bir rivayette de: "...Isındırın, nefret ettirmeyin..."

Fakat dur bir dakika yahu.. Bu son yazdığımı bir yerden hatırlıyorum. Bu Hint inanışı falan değil?.. Şu kitaba bir daha bakayım.. Aha, bu kitapta nedir yahu? Kütübü Sitte imiş.. Hay Allah. Nasıl da karıştırdım kitapları!?.. Sizlerin de değerli vaktini aldım. Kusura bakmayın. Böyle olacağını nereden bileyim. Bu mektubu da göndermeli mi acaba? Kimse okumaz ki? Eğer Hint, Çin, Japon olsaydı.. Hay Allah, tekrar kusura bakmayın... Ama söz.. Bir dahaki sefere Reiki, Yoga, Buda, NLP konularında yazıcam.

2 yorum:

sLn dedi ki...

:)
modası geçmiş şeyler bunlar, insanlar 5 dakikalarını kaybettiler bunu okurken şimdi, mutlu musun? sıralamana uygun olarak (Reiki, Yoga, Buda, NLP ) yazılar bekliyoruz senden tamam mı? telafi etmelisin kaybettirdiğin 5 dakikayı :p

şaka bir yana, ne güzel bir yazı olmuş yahu :) "çok tanıdık ifadeler bunlar" diye diye okurken "Ne demişti bilge zat: "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın ve müjdeleyin."
ifadesine geldiğimde kendime epey bir güldüğümü itiraf edeyim, oraya kadar uyanmaya bu kadar yaklaşmış, "nasıl olur ya" demiş ama bir türlü uyanamamıştım :)

Bahsi geçen konularla ilgili birkaç kitap okudum, bazılarının okurken etkisinde kalır gibi oldum itiraf edeyim, ama sonra hep en iyi bildiğime döndüm. Herşeyin en güzeli burdayken diğer taraflarda bir şey aramaya gerek olmadığını fark ettim tekrar tekrar... Zaten okumamın asıl sebebi cevaplar bulmak değil meraktı, hakkında bilgi sahibi olmadan atıp tutacağıma bilip öğrenip öyle atıp tutayım istedim :)

Güllerevurgunum dedi ki...

Şimdi kütub-u sitte desem kim okur ki? di mi?

Zira bize ait şeylere çok yabancı olduğumuzdan ve bize ait herşey tu-kaka olduğundan dostlarım da böyle bir yola başvurmuş. Ben sadece onların kötü(?) emellerine alet oldum ;)