27 Ocak 2009 Salı

Tek Gözlü Adam Üzerinden Şüküretmek



Dün gece kurstan dönerken biriyle karşılaştım. Adam 50 lili yaşlarında tek gözü aşırı derecede şaşı ve elinde bir seyyar tezgah taşıyan incecik ve zayıf bir adamdı.Bu adamı görünce hayatıma şükretmem için içimde inanılmaz bir dürtü uyandı.

Hani, bana emanet olarak verilen hayat...Hani, hep şikayet ettiğim ve daha iyi olmadığı için öfke dolu olduğum hayat...Hani, daha iyisini yapabileceğimi düşünüp suçluluk duygusuyla huzursuz olduğum hayat...Hani, kendime zehir ettiğim hayat...Hani, şükretmeyi unuttuğum ve bana verilenlerin kıymetimi bilmediğim hayat...

Bu adam bana herşeyi tekrar hatırlattı. Adını bilmiyorum, hayatı hakkında ise sadece izlenimlere sahibim ama gece o saatte hem de otobüsle elinde o tezgahı zar zor taşıyorsa hayatının hiçte kolay olmadığını kolayca tahmin edebildim.

Sonra kendime baktım... Herhangi bir ailenin her hangi bir ferdi olarak doğdum ama birçok kişinin hayalini kurduğu bir üniversiteyi kazandım. Yine, ülkenin şartlarını düşünürsek gayet tatmin edecek bir hayat standardına sahibim. Benden çok daha fazla efor sarfedip benim yarım kadar kazanan insanlar var bu ülkede. Sonra, süper ötesi harikadan iyi muhteşem bir ailem var. Tamam belki babamla sorunlarım var ama o da aslında çok iyi bir insan.

Düşündüm de aslında benim hayatımda kötü olan hiçbir şey yok. Sadece insan olmanın gereği olan hep daha fazlasını isteme ve açgözlülük durumu var. Mesela, neden daha çok param yok, neden dünyaca ünlü bir üniversiteye gidemedim, neden muhteşem bir ilişkim yok falan filan...

O adama teşekkür ediyorum. Benimle paylaştığı 10-15 dk lık zaman dilimi kendimi hapsettiğim karanlıktan biraz olsun çıkmamı sağladı.

...En önemlisi, bana verilenler için bunları verene şükrediyorum...

25 Ocak 2009 Pazar

Trafik Canavarı Aday Adayı


M.S 2004 yılında aldığım ehliyete rağmen araba kullanmak için hiç bir dürtüye sahip olmadım. Yurdum insanları gibi 17.5 yaşında kursa kayıt olup 18 yaşına girer girmez ehliyet alan biri olmadım. Ama CV'de ehliyetin var mı? sorusunun boş kalması şık bir durum arz etmediğinden ehliyet aldım.

Fakat, son zamanlarda o kadar canım sıkkın ki; bir atraksiyon olsun diyerek, 300 ytl ye kıyıp bir hocadan ders aldım. ve....... evet artık bende bu 4 tekerlekli aleti kullanabiliyorum. Tabii, halen acemiyim ama İstanbul gibi zor bir parkurda sürebiliyorum. E-5'e bile çıktım :)

Fark ettiğim en önemli şey, bu araba kullanma hadisesini kafamda çok büyütüyormuşum. Neticede, belli kurallara riayet ve bolca pratik gerktiren bir olay. Hee bir de dikkat...Trafik çokça uyanık (?) ve çakalların cirit attığı bir ortam. Mesela, bütün tek yön yollardan hep araba çıktığını gördü bu bünye.

Ama, sürücülük keyifli birşey değil kesinlikle. Mecbur olmadığım durumlar haricinde de, araba kullanmayı düşünmüyorum. Araba almak bana her zaman çok kötü bir yatırım gibi gelmiştir zaten. Küçük bir şehirde yaşasaydım belki araba sürmek zevkli, almak ise mantıklı olabilirdi ama şimdi bütün taksiler emrimde zaten. Ne diye stres çekeyim :)

Bir de, park yapmak acayip zor bir hadise. Yapanların önünde saygı ile eğiliyorum.

Yalnız dün, hocam dediki "zamanla her insan trafikte sinirküpü olurmuş" ve sinirden kafasını tavana vururmuş. Yaa ben sakin bir insanım. Tamam arada bir panik olabiliyorum ama bu kızdığım için değil tamamen içgüdüsel.

Ne olur bende trafik canavarı olmayayım !!!

21 Ocak 2009 Çarşamba

Avatar


Bu günlerde iş yoğunluğunun düşmesi neticesinde iş yerinde ıvır zıvır şeylere ayıracak zamanım oluyor ve bu ıvır zıvır şeylerin başında Avatar geliyor.

Avatar nedir ki? sorusunu gelecekte kendime sormamak için bir açıklama yapsam iyi olacak. Avatar bir çizgi dizi kahramanı. Bu kahraman antik Hint felsefesinden esinlenilmiş olduğunu zannediyorum zira reenkarne olan bir zat-ı muhterem. Dünya ile ruhlar alemi arası irtibaı sağlayan müthiş güçleri olan bir kahraman.

Antik dönemlerde dünyanın oluştuğu düşünülen 4 temel elementi (Hava, su, toprak ve ateş) de kontrol edip bükebilen biri. Bu çizgi dizi ateş ulusunun diğer uluslara saldırması ile ilgili ve Avatar'ın görevi de bütün elementlerinin bükülmesini öğrenip ateş ulusunu durdurmak.

Yalnız bu animasyonda 2 unsur çok hoşuma gidiyor. İlki, süreklilik arz eden kurgu. Müthiş ayrıntılı öğelerle birleştirilmiş bir konu var. Diğer ise, Katara'yı seslendiren kişi. Kim olduğunu bilmiyorum ama böyle bir sesi olan birine rahatlıkla aşık olabilirim. Hatta oldum bile :S

Neyse şu 2. sezon ortalarındayım ama gayet keyifle izlenilebilen bir çizgi dizi. Bir ara DVD ye aktarayımda ilerde tekrar bakarım çünkü bu klasik olacak bir kalitede yapım.

18 Ocak 2009 Pazar

Sıradanlık Cehenneminde Bir Adam


Lanetler okuyorum kendime. Neden bu kadar basitleştim? diye ! Nedir benim farklı olmamı engelleyen? Neden dünyaya ruhumdan bir parçacık bile serpemiyorum?

Herkese ama en çokta ruhumu şekillendiremeyenlere kızgınım.
Ham bir ruha sahip olmaktan utanç verici ne olabilir? Tabii ki; bunun farkında olmak !!

Nerdeydiniz ben küçükken ve dünya nedir bilmezken? Neden kendimi tanımama yardımcı olmadınız? Neden beni sıradanlık cehennemine hapsettiniz? Neden fark yaratma şansımı elimden aldınız?

Sanki ben anlamayacak mıydım bu dünyaya sadece beslenmek, çiftleşmek ve tüketmek için gelmediğimi? Neden bunu anlayacakken ve sorularım olacağını bilirken beni cevapsızlığa mahkum ettiniz?

Yeteneklerimi niye sivriltmediniz? Neden ülkemdeki +/-70 miyon gibi biri olmama izin verdiniz? Böyle yapacaktınız da niye kafama sıkmadınız? Suçum nedir ki beni sıradanlığa mahkum ederek intikam alıyorsunuz?

Beni sorularımla ve korkularımla başbaşa bırakan sisteme ve onun piyonlarına da lanet olsun.

15 Ocak 2009 Perşembe

Bazen;


Bazen, hayat hızla geçsin istiyorum,
Bazen, hiç bitmesin istiyorum.

Bazen, her mevsim yaz olsun diyorum,
Bazen, en güzeli 4 mevsim diyorum.

Bazen,"herşey çok güzel olacak" gibi oluyor,
Bazen, "kahrolsun bu dünya" oluyor.

Bazen, içimden ağlamak geliyor ,
Bazen, erkekler ağlamaz diyorum.

Bazen, hayallere dalıyorum,
Bazen, gerçeklerden yakamı alamıyorum.

Bazen, isyanlardayım,
Bazen, bir koyundan farksızım.

Bazen, herşeyi değiştireceğime inanıyorum,
Bazen, kendimi değiştirmekten bile acizim.

Bazen, herşeyi seviyorum,
Bazen, herşeyden nefret ediyorum.

Bazen, canımı sıkıyorlar,
Bazen, can sıkan oluyorum.

Bazen, korkularıma yeniliyorum,
Bazen, korkularımı yeniyorum.

ve

Bazen, umutluyum,
Bazen de, ölümüne umutsuz.

13 Ocak 2009 Salı

Parli Italiano?



En sonunda tembelliğimin üstesinden gelerek bir süredir ara verdiğim İtalyanca öğrenme gayretlerime devam etme kararı aldım. Neticede, soluğu Rönesans'tan mı kalmış nedir dandik İtalyan Kültür Binasında aldım.

Bu bina ilginç bir bina. Tarlabaşında merkezi bir yerde lakin İtalyanların parasımı yok yoksa bizim anıtlar kurulu izin vermediğinden mi bilmiyorum 17. yy dan kalma gibi duruyor. 2 kişinin aynı anda yürüyemeyeceği merdivenleri var. Tüm ulaşım aşağı ve yukarı tek yönde gerçekleşiyor. Millet birbirine sürtüyor ve ben bundan nefret eden biriyim. (Fiziksel temas sıfır olsun en güzeli.)

Tabii bir de müthiş bir havalandırma sorunu var. WC lere yakın sınıfların nasıl koktuğunu anlatamam ve o sınıflarda nasıl ders yapıldığını da anlamam.

Sınıflar ise inanılmaz dar. Benim yatak odam kadar bir yerde 15 kişi ders yapıyoruz :) Ama ilginç buluyorum bu ortamı yinede. Sanırım fiyatı rekabetçi yapmak için bu tür bir ortam kullanıyorlar. (tamamen benim teorim)

İtalyanca, daha önce ucundan kıyısından değdiğim diğer diller olan Rusça, Almanca ve Arapça ile kıyaslanırsa çok kolay bir dil ama İngilizceden ise daha zor. Çok güzel bir fonoteği var. Bütün kelimeler sesli harfle bittiğinden normal konuşmalar bile size bağırışma gibi geliyor. Ama yine de dilin şiirselliğini bozmuyor.



Diğer avantajı ise yazıldığı gibi okunan bir dil. Sanırım batı dillerinde bu özelliğe sahip tek dil. Gerçi bununda istisnaları var ama genelde kuralsızlık çok az. Azıcık pratikle hemen kuralları anlaşılabiliyor.

İtalya güzel memleket vesselam. Çok uzun süre kalmamış ve turistik bir atraksiyon gerçekleştirmiş olsamda beğendim doğrusu. Ama insanları için aynı şeyi söyleyemem. Birçok İtalyan tanıyorum. Çeşitli vesilelerle tanıştığım bu insanlarla sayesinde anlamalı bir veri kümesi elde ettim ve ortalama bir İtalyan'ın Türklere çok benzediğini rahatlıkla söyleyebilirim. Ama maalesef kötü özellikleri yönünden benziyorlar.

Aslında 2 tane İtalya var. Kuzey ve Güney. Kuzey İtalya, bildiğin Avrupa. İsviçre-Avusturya gibi bir hayat tarzları var ve acayip ukala insanlar. Aynı zamanda İtalyan'ın zenginliğini üretenlerde bunlar. Bildiğiniz nerdeyse tüm markalar ve sanayi kuruluşları bunlara ait. Zaten ellerinden gelse Güney ile ayrılırlar. Güney İtalya ise bizim İçanadolu'un deniz görmüş hali. Hala köylü bir toplum. Paso yatış ve tembellik, yüksek suç oranı, işsizlik, 3 kağıtçılık vs...Bilinen mafyalarında Sicilya ve Napoli'li olması da bunun göstergesi. Güneyliler için "Böbreğinizi bile çalabilirler" diyenlerle karşılaştım. Ama Güneyliler İtalyanların göçmen kısmı aynı zamanda. ABD ve Avrupa'ya giden bu fakir Güneyliler olmuş.

İtalyanlar malumunuz müthiş yetenekli tasarımcılar. Savaş helikopterlerinden çoraba kadar İtalyanların tasarımlarını rahatlıkla anlayabilirsiniz. Made in Italy ibaresi dünyanın heryerinde saygı gören bir ibare. Ama bence burda abartı var. Adamlar ülkelerinin iyi reklamını yapmış zira kabul Designed in Italy rakipsiz ama Made in Italy o kadar iyi birşey değil. Made in Turkey birçok imalat için çok daha iyi. Made in Germany ile kıyas bile kabul etmez İtalyan ürünlerinin kalitesi ama tasarımları o kadar iyiki kaliteden fedakarlık yapmak zorunda kalıyoruz.

Neyse, özetle ben İtalyanca öğrenmeye 5. kur itibari ile devam ediyorum. Bakalım öğrenebilecek miyim? Bu tembellikle zor ama göreceğiz.


Eksik...


Eksikliğini hissediyorum;

*** Güçlü bir babanın
*** Akıl danışabileceğim ve saygı duyabileceğim karakter(ler)in
*** Zırvalasamada saçmalasamda beni dinleyecek ve anlayacak dostların
*** İyi vakit geçirebileceğim arkadaşların
*** Bana baktığında parlayan ve hayatıma anlam katan 1 çift gözün
*** Geleceği garanti olmuş bir hayatın
*** Zevkle ve başarıyla yapabileceğim bir işin


Yukarıdakilere bakınca sanırım bana yeni bir "ben" lazım.